135 yıllık eğitim çınarının 1956-57 döneminde 6 Edebiyat A” sınıfının öğrencileri olarak haziran ayında mezun olmaya hazırlanıyoruz. Dönemimizde; Edebiyatçı Fevziye Abdullah Tansel, Kimyacı Seyfi Melen, Felsefeci Türkan Baştuğ, Fizikçi Aliye Biray, Tarihçi Meliha Çınar gibi çok değerli hocalarımızdan eğitim görüyoruz. 6 Edebiyat A sınıfı, Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı gibi olmasa da kaynaşmış bir arkadaş grubuydu. Dönemin son aylarında sık sık yazılı imtihan oluyor, akşamları konusu belli olan imtihanlara hazırlanıyoruz.
1957 yılı ocak ayı içerisinde bize verdiği feyzle bu günlere kadar geldiğimiz Muhterem Hocamız Fevziye Abdullah Tansel’in; namı diğer “Sıfırcı Fevziye”nin Edebiyat kompozisyon dersindeyiz. Fevziye Hoca ara yoklaması için Abdulhak Hamit’in bir şiirini yazdırdı:
Abdülhak Hamit Tarhan Türk şair, oyun yazarı bir diplomat. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ve Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk yıllarında eserler vermiş, modern edebiyatın doğuşunda etkin bir isimdir. 1873’te yazdığı Makber şiiri 1907’de Mehmet Baha Efendi tarafından bestelendi, 1927 yılında Hafız Burhan tarafından plak haline getirilmiştir.
Ey yar-i vefa- şiar bekle
Çok dem edemez güzar bekle
Beklersen eğer beni ne devlet
Sen bitmez isen biter bu hasret
Bitsin gam-rüzgâr bekle
Bir gün ederim firar bekle
Ben bekliyorum o vakti her an
Bir gün bana der mezar: Bekle
Abdülhak Hamit Tarhan
Hocamız bu şiirin raporunun yazılmasını ve açıklanmasını istiyordu. Bilindiği üzere rapor kompozisyon nevilerinden biridir ve bütün fikirlerin kısaltılmayarak ve kendi kelimelerimizle ifade edilmesi anlamına gelmektedir.
Zor olmakla beraber biraz düşünerek hemen raporu yazmaya başladım. Zira ben edebiyat ve kompozisyon derslerinde iyi öğrenciler arasındaydım. Hocamızdan 7-8 alabilen nadir kişilerdendim. Hiç sıfır almamıştım. Kısa sürede raporu yazıp açıklamayı yaptım ve kâğıdı verdim. Yanımda bulunan arkadaş hala düşünüyordu, bir iki satır ancak yazmıştı.
Bir ara kendimi onu yerine koydum. Bu şiir bize Haziran bitirmelerinde sorulsaydı ne yapardık diye düşündüm.
Okuldan çıkınca, yolda daha sonra evde aklıma gelen kelimeleri sıraladım ve aşağıdaki şiiri ortaya çıkardım;
BEKLE
“Bekle”li bir şiir geldi bize Haziran’da
Her mısrada bir bekle,
Ardı, ardına bekle
Hoca yazdırınca sordum:
“Efendim ne olacak bu şiir?”
Bana kızdı bağırdı:
“Patlama oğlum bekle”
Suallerden anladım ne olacağını;
Rapor yazılacak ve açıklanacak.
Raporu yazdık ama açıklama nerde,
Çünkü bekleler çeldi zihnimizi
Her mısrada bir bekle
Ardı, ardına bekle.
Geçti epey vakit imtihan başlayalı
Anlaşılmadı beklelerin manası
Neredeyse toplanacak imtihan kağıtları
Bana der kör şeytanın alası
“Beklelerin manasını bulursun bekle!”
Yanımdaki kağıdını verir
Sorarım “Ben de vereyim mi?”
Cevap verir bana “Bekle abi bekle”
Beklemekten bitmişti imtihan müddeti
Hoca topluyordu kağıtları bekleli
Sıra bana geldi,
Geldi aklım başıma
Tam o zaman anladım bekleleri
Her mısrada bir bekle
Ardı ardına bekle.
Derlermiş bu beklelerin bana her biri;
“Bekle, bekle aslanım bekle,
Kâğıt dolmadı, satır dolmadı
Haziran’da olmadı, Eylül’ü bekle
Bekle aslanım bekle!”
Gazi İstasyonu 03 Ocak 1957
İyi ve doğru yazmada, düşünmede bize verdiğin ilhamla her zaman saygı ile andığımız, gözümüzün önünden hiçbir zaman gitmeyen ve gitmeyecek olan kıymetli Fevziye hocamızı saygı ile anıyoruz.