Kanaat Bakkaliyesi

Günümüz Türkiye’sinde ekonomik şartlar gittikçe zorlaşıyor. Sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Zam kelimesi günlük hayatımızda başrolü oynuyor. Radyoda, televizyonda, gazetelerdeki zam haberleri birbiri ile yarış ediyor. Yan yana geldiğimizde dostluktan, arkadaşlıktan sevgiden, geziden, konserden bahsedeceğimiz yerde zamları, geçim  zorluklarını konuşuyoruz. Zamların hammadde temininden, personel giderlerinden döviz kurlarındaki değişiklikten kaynaklandığını biliyoruz.

Esnaf ise para kazanmak için bir alana bir bedava, maliyetine satışlar, kapatıyoruz vs. gibi reklamlar yapmaktadır. Ambalaj küçülmekte, satış fiyatlarını 90’lı 99’lu rakamlarla değiştirmektedir. Diğer taratan fırsatçı esnafın aza kanaat etmeyip Serbest piyasa ekonomisinden yararlanarak mallarına anormal zam yaptığı haksız kazanç sağladığı açık ve seçiktir.

İkinci Dünya harbinin sıkıntılarının devam ettiği 44 veya 45 yılında Remziye teyzenin oğulları Mustafa ve Hasan Hüseyin ağabey Akşehir’de Afyon Caddesi üzerinde küçük bir bakkal dükkânı açmışlardı. İsmini KANAAT BAKKALİYESİ koydular. Çünkü kanaatkâr olacaklardı.

Fazla bir sermayeleri yoktu. Mustafendi ağabey (Mustafa Bakar) daha çok dışarıda koşturur, sol kolu dirsekten olmayan kardeşi Çolak Hüseyin ağabey dükkânda dururdu. O çolak olmasına rağmen büyük kolileri, çuvalları tek başına kaldırıyordu.

Dükkâna destek vermek için akşamları eski gazetelerden yumuşatılmış hamur kullanarak kese kâğıdı yapardık.

Bir sabah dükkânı açtıklarında arka depoya konulan kesekağıtların fareler tarafından parçalandığını görmüşlerdi. Emeklerimiz boşa gitmişti.

İki kardeş de çok tasarrufluydu. ZAZA marka tıraş bıçağını berberlerin ustura bileyeme kayışlarına sürterek keskinleştirip tekrar kullanırlardı.35’lik rakı şişelerinden bardak yaparlardı.

Ben onlara destek vermek için dükkânda durur bazen de karşıdaki şanzımanlı otobüslerin bulunduğu parkta ADAŞ GAZOZU satardım. Gazoz kapağını elimde taşıdığım testere ile açıyor ve dikkat çekiyordum.

Akşamları Hacer Teyze’nin oğlu Ali ile sefertasında yemek götürdük. Yaprak sarması, köfte gibi yemekler olduğunda “Benzin bitti” diyerek tarihi evlerin taş basamaklarına oturup tadına bakardık. Ertesi günü Mustafendi ağabey “Neden yemeği az koyuyorsun” diyerek İsmet Abla’ ya fırça atıyordu. İsmet abla dükkanda satılması için gündüzleri süpürge bağlardı.

Dükkânın başlıca müşterileri Kanaat Tamirhanesi çalışanları Hasan Hüseyin İleri, Ahmet Tok. Ceylani, Çetin ustalar ve çalışanları, diğer tarafta Yorgancı Mehmet Bisikletçi Kemal’di.

Akşamları Akşehir Gölü’nde balıkçılık yapan havyar üreten Rus kazakları uğrardı Pancar yüzlü, sarı sakallı erkekleri; uzun etekli eşleri ile akşam iş dönüşü buraya uğrar arka bölüğünde bulunan büyük şarap fıçılarının etrafında toplanarak peynir ve leblebi ile birkaç bardak şarap içerlerdi.

Devlet Demiryolları Meslek Lisesinde okuyan ağabeyim Ruşen Eşref bir yaz tatilinde Akşehir’e gelmiş ve dükkânı canlandırmak için dışarıya iri puntolarla yazılmış branda asmıştı: “MAAŞLARA ZAM” Bu yazıyı görenler dükkâna gelip maaşlara zam nasıl oluyor diye soruyordu. Un, şeker, çay,  peynir, zeytin gibi temel gıda maddelerinde indirimi gömüşlerdi. Alışveriş canlanmıştı.

75 yıl önceki küçük bir bakkal dükkanının çalışması, tasarrufu ve kanaatkâr oluşu güzel bir örnektir.

Türkiye, doğru kararlar dürüst çalışmalar ve tasarrufla bu ekonomik badireyi mutlaka atlatacaktır.