Bir Şeb-i Aruz Töreni
- by /
- 20 Aralık 2014 /
- in Sosyal
Yaptığımız bir program kapsamında Şeb-i Aruz’un ilk gününde bir otobüs dolusu dostlarımızla Ankara’dan Konya’ya geldik. Öğle saatlerinde Mevlana Türbesi civarı ana baba günüydü. Hazreti Mevlana’nın :
“Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel
İster kafir, ateşe tapan, ister putperest ol yine gel”
sözlerine uyan herkes oradaydı. Bizi bir bayan rehber karşıladı. Anlatım kargaşası olduğundan bizim birer dinleme cihazı almamızın gerektiğini söyledi. Hepimiz birer dinleme cihazı aldık, kulağımıza taktık. Türbe sıkış tıkıştı, gürültülüydü. Dinleme cihazının olmasına rağmen rehberin anlatımına başka sesler karışıyordu.Tam anlamıyla dinleyemedik, ne anlattığını daha sonra başka belgelerden öğrendik.
Türbe gezisinden sonra Törenin yapılacağı Arena’ya koştuk. Çok güzel bir tasarım, görkemli bir yapıydı. 3500 kişilik arena hınca hınç doluydu. Tören Saat 14.00’te başladı. Önce ney, tambur, bendir ve benzeri müzik aletleriyle başlayan dinleti Ahmet Özhan’ın şarkıları ile devam etti. Sonra tennure kıyafetli (Mevlevi dervişlerinin giydiği kolsuz, yakasız, yırtmaçlı, beli kırmalı, uzun ve geniş giysi) 30 dan fazla semazenin küçük adımlarla ilerleyerek podyuma dolması ve bir saat program yapmaları törenin can damarıydı.
Şeb-i Aruz “düğün gecesi, gerdek gecesi, sevgiliye kavuşulan gece” anlamına gelmektedir. Mevlevi tarikatında Mevlana Celaleddin Rumi’nin vefat ettiği (17 Aralık 1273) günün gecesi için kullanılmaktadır. Mevlana, şiirlerinde ölümden böyle bahsetmekte ölümü kulun sevgilisi Allah’a kavuşmak olarak gördüğü için bu geceyi Şeb-i Aruz olarak değerlendirmiş, sonra bu tabir tüm tarikata mal olmuştur.
Sema töreni ; “Kainatın oluşumunu, insanın alemde dirilişini, Yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip İnsan- ı kamil’ e doğru yönelişini sembolik olarak ifade ediyordu.”
Semazenler sema ederken sağ elleri yukarıya sol eli aşağıya bakıyordu. Ellerin bu hareketi “Allah’tan aldıklarını kendisine mal etmeden halka ulaştırmaktır; bir yokuz; görünüşte var olan; vasıtalık eden bir suretten başka şey değiliz” anlamına geliyordu.
Dikkatimiz çeken dakikalarca kendi etrafında dönen, sema yapan semazenlerin başı neden dönmüyordu? Yaptığımız araştırmada bütün sırrın semazenlerin sema yaparken başlarına 20-25 derecelik bir eğim verdiklerini ve bu eğimin iç kulaktaki denge sirküler kanallarını eşit derecede uyarılmasını sağladığını öğreniyoruz.
Huşu içinde geçen tören saat 16.00’da sona erdi. Salon 20-25 dakikada zor boşaldı. Sonra koşa koşa etli ekmek yemeğe gittik, tıka, basa yedik. Daha sonra otobüsümüze binerek Ankara’ya doğru yola koyulduk..
Bu tören zihnimizde, ruhumuzda güzel bir iz bıraktı, bizi uzaklara götürdü… Hiçbir zaman Konya’da yapılan törenlere benzemediğini düşündüğüm törenler İstanbul’ da , Ankara’da ve her yerde yapılmaya başlandı. Sema “Törenleri’nin yeri yalnız Konya olmalıdır” diye düşünüyorum.
Diğer taraftan vilayetimiz Konya’nın her yıl böyle bir törene ev sahipliği yapmasından, binlerce kişinin Konya’ya akın etmesinden Mevlana ismini her yıl daha da çok duyurulmasından gurur duyuyorum.
Asla mukayese etmemiz söz konusu olmamakla birlikte bir Akşehirli olarak dünyaya mal olmuş Nasreddin Hocamızın anma törenlerinin veya şenliklerinin her yıl gelişeceği halde birkaç yıldır neden sönükleştiğine anlam veremiyor ve üzülüyorum. Sözlerimi Hazreti Mevlana’nın bir sözü ile bitiriyorum:
Ok gibi olsam yabana atarlar beni, Yaya gibi eğri olsam elde tutarlar beni, Doğruda aç görmedim, Eğride tok. Eğri yay elde kalır; menzil alır doğru ok.
- 1585
- 0